Ana içeriğe atla

sw - 2.5.16


bundan bir ay kadar önceydi sanırım, bir rüya gördüm: Steven Wilson konserinin günü gelmiş çatmış, iskeledeyim karşıya geçeceğim. vapura bindikten sonra karşımda kimi görüyorum peki? elbette bizim adamı. gözlerime inanamıyorum ancak birkaç saniye içinde cesaretimi topluyor ve yanına gidip selamı çakıyorum.
güzel bir goygoy başlıyor, hatta o sırada birkaç kişi daha onu farkedip yanımıza geliyor, ahbap olma yolunda ilerliyoruz. işte tam o anda rüyada beliren bir başka ben, bana bağırıyor: "lan oğlum sence bu gerçek olabilir mi?"
o an yataktan fırladım işte.
sonra da bir saat sövdüm.
gerçi uzun bir zaman sonra bu rüyanın küçük bir kısmı gerçekleşti, aylardır biletimle, yıllardır ruhumla beklediğim konserin günü geldi.
konserden önceki gece rüya görmedim, açıkçası heyecandan uyuyamadım bile. setlist'in bir sürpriz olarak kalmasını istesem de sonunda merakıma yenik düşüp bir göz atmıştım. son gün canlı dinleyeceğim şarkıları tekrar tekrar kulaklığımda döndürürken anbean daha fazla gaza geliyordum.
yüzlerce prog sevdalısı salonu doldururken havadaki heyecan elle tutulur düzeye ulaşmıştı. içimde ufak bir parça bekleyiş sona ereceği üzgündü. 
şov başladığında sahnedeki ekrana yansıtılan apartman duvarında ışığı yanıp sönen pencereler modern dünyanın hüznünü anlatıyordu belki de. konser boyunca acıdan zevk almaya hazır olduğumuz için böylesi uygundu. Adam(ın hası) Holzman ve peşinden tüm tayfa ortaya çıktığında içime anlamsızlığını sevdiğim bir coşku doldu. Nick Beggs, Dave Kilminster, Craig Blundell ve aralarında bir de uzun kahve saçlı, gözlüklü, yalınayak bir eleman ortaya çıkıp çalmaya başladı. -first eargasm, pardon regret.- hand.cannot.erase yolculuğumuz ekranda oynatılan film ve hayatımda gördüğüm en tutkulu performanslardan biriyle başladı. şarkının sonunda sohbetine doyum olmayan biri olduğunu kanıtlayan SW, yazının sonunda birkaç alıntı yerleştireceğim eğlenceli bir goygoya başladı. üzgün değil neşeli bir adam olduğunu, ama karanlık tarafını bizlere kakaladığını altını çizerek belirtti.
konsere dair tek hayalkırıklığım Ninet Tayeb'i routine'de bizzat dinleyememek oldu, onun yerine vokal kaydını "bir apple teknolojisi aracılığıyla" dinledik. yine de hayatımda duyduğum en süründürücü şarkılardan birini bestekarından dinleyebildim, yani bu duruma pek de bir defo denemez. 
son albüm devam ederken SW sesimizin çıkmadığını söylese de hepimiz kesinlikle ruhumuzu bu ana vermiştik. her notayı iliklerimize kadar hissedip tazelendikten sonra ilk yarı Adam(ın hası) Holzman'ın zarif dokunuşları eşliğinde bitti. ikinci yarı biraz son ep, biraz porcupine tree ile devam ederken index'in yorum katılmış hali benim için öne çıkan anlardandı. lazarus'u Bowie'ye ithaf ederken ilkin space oddity ummadım diyemem. ama steven'ın şarkı sözüyle ilgili tespiti de (my david, don't you worry, this cold world is not for you) görmezden gelinecek gibi değil. harmony korine, dark matter, don't hate me gibi şarkıların harika icrası, ekrana yansıtılan videolar ve ekibin samimi enerjisi adeta birbirini tamamlıyordu. sleep together'la 2. perdeyi kapatmak doğru bir tercih oldu. geri geldiklerinde her ne kadar space oddity hayaliyle içim yansa da son konserlerdeki gibi Prince yorumu sign o the times'ı dinledik. ortamı kıpır kıpır dans ettirse de diğer senaryoyu tercih ederdim. the sound of muzak'ta SW'a "catchy chorus"unda eşlik ettik.
ve kapanış şarkısı geldi...
şunu belirteyim, SW gibi kariyeri 30 yıla yayılan başarılı sanatçıların setlist'inin herkesi tatmin etmesini beklemek saçma olur. şu şarkı da olsaydı tarzı argümanları herkesten duydum ve benim de içimde kalan çok şarkı oldu. ama bu çok da önemli değildi, neden mi? çünkü:
1. "just let me remind you, WE DON'T DO REQUESTS."
2. "SİİNG TU Mİ REEEEYVIN..."
sizi bilmem ama ben kapanış olarak raven...dan daha iyi giden bir SW şarkısı olduğunu düşünmüyorum. kusursuz bir seçimdi. nasıl başladı, gelişti, bitti anlamadım. hem routine hem de raven... beni gözyaşlarına boğdu, duygular sel oldu aktı başka bir boyuta doğru, o boyutta büyüdü, büyüdü, büyüdü. sersemlemiş halde vedalaştık adamlarla. 
ama vedalaşabildik mi sahiden? ben ertesi gün iz sürüp SW'la bizzat tanışmaya çok hazırdım mesela. ne yazık ki rüyamdaki gibi olmadı, kaldı ki rüyamdaki gibi konsere vapurla da gitmedim zaten. bizimkiler de konser sonrası yunanistan'a kaçmışlar.
başka bir gün bu rüyayı da gerçekleştirme hedefim hala bir köşede duruyor. o zamana kadar bu 3,5 saatlik astral seyahatin anısı bizimle olacak.



NOT: konserde SW'nin çokça efsane sözünden aklımda kalanları -aşağı yukarı- kayıt düşüyorum.

"hoşgeldiniz, sonunda burada olduğum için mutluyum, 30 yıldır böyle bir davet bekliyordum ve sonunda biri çıkıp, beni istanbula davet etti."

"lütfen, coşkunuzu yansıtmaktan çekinmeyin, eğer sıkılırsanız esnemeye başlayın, ben mesajı alırım."

"ingilizce bilmeyen var mı? (...) bu bir çeşit paradoks oldu. ingilizce bilmeyenlerden bu ingilizce soruma cevap vermelerini bekleyemem sanırım."

"ister inanın ister inanmayın, ben şarkılarım gibi sefil bir adam değilim. hayır cidden. neşeli biriyim ben. şöyle düşünün, hepimiz içinde bir aydınlık bir de karanlık taraf yok mu? işte ben gündelik hayatta neşeli biriyim, müziğim aracılığıyla ise tüm karanlık bokumu size bırakıyorum."

"ninet tayeb maalesef bu akşam aramızda değil. onun yerine bir apple teknolojisini dinleyeceksiniz."

"bayağı sessizsiniz. bana istanbul seyircisinin en çılgını olacağını söylemişlerdi."

"yanımda gördüğünüz seksi adamın adı Nick Beggs. kendisini şimdiye kadar 3 enstrüman çalarken gördünüz, şimdi de gitar çalacak."

"David Bowie'yle ilgili beni esas etkileyen şey, kendini bir sanatçı olarak dönüştürme becerisiydi. bir alter egosundan sonra 'tamam bunu yaptım' diyor, başka bir şey deniyordu. işte bu tam sanatçıların yapacağı bir şey. çoğu müzisyen hayranlarının beklentisine göre hareket eder, sanatçılar ise kendi kafalarına göre. Bowie gerçek bir sanatçıydı."

"Prince seks hakkında şarkılar yazıyorken genesis üyeleri konsere sebze gibi giyinip çıkıyordu. biraz tuhaftı."

"this song has a catchy chorus."

"tamam bu kadar şarkıyı haykırarak istemeniz güzel bir şey ama hatırlatayım: istek şarkı çalmıyoruz."

"bakın ne diyeceğim... bunu muhtemelen daha önce söylemem gerekiyordu: (türkçe) MERHABA."

Yorumlar